|
Kapak Konusu:
1979'dan 2009'a Dünyada Yaşanan Önemli Gelişmeler Afganistan’ın işgali, İran-Irak Savaşı, komünizmin yıkılması, Halley kuyruklu yıldızının geçişi, 11 Eylül saldırıları, internetin keşfi, Katrina kasırgası, Darwinizm’in yıkılışı, küresel ekonomik kriz ve son 30 yılda gerçekleşen daha birçok büyük olay...
İlk bakışta birbiriyle bağlantısız gibi gözüken bu gelişmeler, aslında yaklaşmakta olan müjdeli bir dönemin alametlerinden yalnızca birkaçıdır.
Bu önemli gelişmeleri kronojik bir sıra ile düzenlediğimiz yazımızı okuduğunuzda, Peygamberimiz (sav)’in müjdesinin ne kadar yaklaşmış olduğunu bir kez daha anlayacaksınız.
Peygamberimiz (sav), hadislerinde ahir zamanın alametlerini Allah’ın izniyle son derece detaylı bir biçimde anlatmıştır. Bu hadislerde bildirilen alametlerden biri de, “ahir zamanda insanları hayrete düşürecek çok büyük olayların meydana gelecek olması”dır. Özellikle son 30 yıldır dünyada yaşanan olaylar dikkatli bir biçimde analiz edildiğinde, Peygamber Efendimiz (sav)’in 1400 yıl önce aktardığı bu ahir zaman alametinin de gerçekleştiği görülmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Devamı için tıklayınız.

İşitme Sistemimizdeki Yankılanmama Mucizesi İşitme, yüzlerce mucizenin biraraya gelmesi ile oluşmaktadır. Bunların en çarpıcı olanı ise belki de aklımıza hiç gelmeyen, seslerin "yankılanmama" mucizesidir.
Günlük hayatımızdaki konuşmalarımızın çoğunluğu kapalı ortamlarda gerçekleşir. Evde, iş yerinde, taşıtlarda konuşuruz, sohbet ederiz. Bu alanların çevresi kapalı olduğu için insan sesleri, bu ortamlardaki radyo, televizyon gibi cihazlardan çıkan her türlü ses çevredeki cisimlere çarpar ve yankılanır. Dolayısıyla orijinal sesten hemen sonra oluşan bu sesin duvar, tavan, taşıt kapısı gibi nesnelere çarparak geri dönmesi yani yankısının da duyulması gerekir.
Çünkü işitme sistemimiz orijinal seslere uyguladığı işlemleri "yankı sesler" için de tekrar eder. "Yankı sesler" de dış kulak yolunu geçer, kulak zarını titreştirir. Orta kulak kemiklerini aşarak, iç kulakta elektrik uyaranına dönüşür. Kısacası orijinal ses gibi "yankı ses"de işitme yollarını kat eder. İşitme siniriyle yola çıkar.
Devamı için tıklayınız.

Kuran Bilgisi: İlmi Mercek Sayı 54 Rum Suresi Kuran-ı Kerim'in 30. suresidir ve 60 ayetten oluşmaktadır. Sure adını, başlangıç ayetlerinde geçen Rum ordularından almıştır.
Rum ordularının yenildiklerini anlatan ayetle başlayan sure, orduların yenilgilerinden sonra Allah'ın yardımıyla tekrar yeneceklerini, bu durumun mü'minleri sevindireceğini haber veren ayetlerle şu şekilde devam eder:
Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Yakın bir yerde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir. (Rum Suresi, 2-4)
Rabbimiz devam eden ayetlerde yeryüzüne gelmiş geçmiş, kendilerinden daha güçlü kavimlerin, elçilerle ve açık delillerle uyarıldığını ancak kendi nefislerine zulmettiklerini haber verir:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı. (Rum Suresi, 9)
Devamı için tıklayınız.

Deniz Suyunun Ekosistem Üzerindeki Etikisi Deniz suyunun tuzluluğu nasıl oluşmuştur?
Deniz suyundaki tuzluluk oranı neden zaman içinde değişmez?
Okyanuslarda yaşayan planktonların dünyanın ısısı üzerinde nasıl bir etkisi vardır?
Tuzlu olduğu herkes tarafından bilinen deniz suyundaki tuzun gerçekte son derece hassas bir ölçüsü vardır. Yapılan araştırmalarla deniz suyunun ortalama tuzluluk derecesinin %3.5 olduğu ve bu oranın sabit kaldığı tespit edilmiştir. Bu, 1 mil (1.6 km) suda yaklaşık 186 milyon ton tuzun var olduğu anlamına gelmektedir. Örneğin okyanuslardaki bu tuz miktarı ile kıtaların tamamı 152.300 metre kalınlığında bir tuz tabakasıyla kaplanabilir.
Devamı için tıklayınız.

Dengemizi Nasıl Sağlarız? Bizi dengede tutan eşsiz bir sistem vardır. Rahatlıkla kalkıp yürür, saatlerce ayakta durabilir, koşabilir ve hiçbir zaman boşlukta hareket ediyor hissini yaşamayız. Adımlarımız sağlam ve dengelidir. Bizim için son derece olağan olan bu özelliğimiz, aslında pek çok unsurun mükemmel bir hassasiyetle bir arada bulunmasının bir sonucudur.
Sahip olduğumuz ve yaşamımızı kolaylaştıran mucizevi denge sisteminin anahtarı, uzayda kapladığımız yerin algılanmasıdır. Denge sistemi, beynimize, vücudun uzay içinde nerede olduğunu, pozisyonunu, yönünü, hangi yönde hareket ettiğini, döndüğünü mü yoksa sabit durumda mı olduğunu bildirir. Dengeyi sağlayan bu algı ise, beynimize üç kaynaktan gelen verilerin değerlendirilmesiyle sağlanmaktadır. Gözlerden, kaslardan ve iç kulaktan oluşan duyu reseptörlerinde toplanan veriler, sinir uyarıları olarak beyne iletilir. Bu şekilde de denge sağlanmış olur.
Devamı için tıklayınız.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler
|