|
Kapak Konusu:
1979'dan 2009'a Dünyada Yaşanan Önemli Gelişmeler Afganistan’ın işgali, İran-Irak Savaşı, komünizmin yıkılması, Halley kuyruklu yıldızının geçişi, 11 Eylül saldırıları, internetin keşfi, Katrina kasırgası, Darwinizm’in yıkılışı, küresel ekonomik kriz ve son 30 yılda gerçekleşen daha birçok büyük olay...
İlk bakışta birbiriyle bağlantısız gibi gözüken bu gelişmeler, aslında yaklaşmakta olan müjdeli bir dönemin alametlerinden yalnızca birkaçıdır.
Bu önemli gelişmeleri kronojik bir sıra ile düzenlediğimiz yazımızı okuduğunuzda, Peygamberimiz (sav)’in müjdesinin ne kadar yaklaşmış olduğunu bir kez daha anlayacaksınız.
Peygamberimiz (sav), hadislerinde ahir zamanın alametlerini Allah’ın izniyle son derece detaylı bir biçimde anlatmıştır. Bu hadislerde bildirilen alametlerden biri de, “ahir zamanda insanları hayrete düşürecek çok büyük olayların meydana gelecek olması”dır. Özellikle son 30 yıldır dünyada yaşanan olaylar dikkatli bir biçimde analiz edildiğinde, Peygamber Efendimiz (sav)’in 1400 yıl önce aktardığı bu ahir zaman alametinin de gerçekleştiği görülmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Devamı için tıklayınız.

3 Boyutlu Görmenin Önemi Gözümüzün 2 boyutlu olarak gördüğü nesneleri beynimiz nasıl üç boyutlu olarak algılamatadır?
3 boyutlu algının nasıl oluştuğunu araştırmak için yapılan bilimsel çalışmalar, beynin hangi mucize özelliklerini ortaya çıkarmıştır?
İki gözümüzün olması, gördüğümüz bir objeyi 2 farklı açıdan algılamamızı sağlar. Gözler arasındaki aralık 5 santimetreden biraz daha fazla olduğu için iki retinada oluşan görüntüler birbirlerinden farklıdır. Bir objenin, iki farklı açıdan elde edilen görüntüleri beynin görme merkezinde birleştirilir. Üçüncü boyut algısı da beyinde devreye girer ve böylece insan bir objenin görüntüsünü üç boyutlu görür. Üçüncü boyutu, bilinenin aksine, doğrudan gözler sağlamaz, beyin sağlar. Üçüncü boyut bir algıdır ve bütün algılama işlemleri beyin düzeyinde gerçekleşir. Bu sayede derinlik ve cisimler arasındaki mesafe algılanır.
Devamı için tıklayınız.

Şeytanın Aldatmacası: Telaş İman etmeyen insanlar şeytanın etkisiyle bir çok yanlış bilgiyi öğrenir ve bunları hayata geçirirler. Bu bilgilerin etkisiyle kendilerine zarar veriyor olsalar bile bu kötü özelliklerini karakterlerinin bir parçası zannettikleri için değiştirme gereği duymazlar. Örneğin 'TELAŞLANMAK' onlar için bir karakter özelliğidir. Nitekim bu özelliklerini kabullendikleri için gün içinde çok çeşitli korku ve tedirginlikler yaşarlar. Hatta beklemedikleri bir olayla karşılaştıklarında akıllarını kapatacak kadar telaşlanır, nasıl davranacaklarını bilemezler. Bu yapılarını o kadar kabullenmişlerdir ki ruhen kendilerine yaptıkları baskının vücutlarında da çok olumsuz etkileri olur. Telaşlanmalarının sonucunda vücutları kasılır, başları ağrır, sürekli terlerler, nefesleri sıkışır, tansiyonları çıkar, ölümle sonuçlanan kalp krizi geçirme vakaları ise oldukça fazladır. İnsan ancak herşeyin Allah tarafından yaratıldığını bilerek, huzurla yaşayabilecek yapıdadır. Zaten Allah'ın herşeyi hayırla yarattığını ve kaderde herşeyin çoktan olup bitmiş olduğunu ve kimsenin kaderi değiştirmeye gücünün yetmeyeceğini bilen müminler telaşlı olmazlar. Allah'a tevekkül ederler.
Devamı için tıklayınız.

Dengemizi Nasıl Sağlarız? Bizi dengede tutan eşsiz bir sistem vardır. Rahatlıkla kalkıp yürür, saatlerce ayakta durabilir, koşabilir ve hiçbir zaman boşlukta hareket ediyor hissini yaşamayız. Adımlarımız sağlam ve dengelidir. Bizim için son derece olağan olan bu özelliğimiz, aslında pek çok unsurun mükemmel bir hassasiyetle bir arada bulunmasının bir sonucudur.
Sahip olduğumuz ve yaşamımızı kolaylaştıran mucizevi denge sisteminin anahtarı, uzayda kapladığımız yerin algılanmasıdır. Denge sistemi, beynimize, vücudun uzay içinde nerede olduğunu, pozisyonunu, yönünü, hangi yönde hareket ettiğini, döndüğünü mü yoksa sabit durumda mı olduğunu bildirir. Dengeyi sağlayan bu algı ise, beynimize üç kaynaktan gelen verilerin değerlendirilmesiyle sağlanmaktadır. Gözlerden, kaslardan ve iç kulaktan oluşan duyu reseptörlerinde toplanan veriler, sinir uyarıları olarak beyne iletilir. Bu şekilde de denge sağlanmış olur.
Devamı için tıklayınız.

İmani Ciddiyetle Düşünmek İnsan gün içinde dikkatini dağıtacak yüzlerce konuyla karşılaşır. Günlük hayatın karmaşası ve hareketliliği sırasında imanda derinleşmek, ahiretin varlığını daha keskin düşünebilmek ise ancak gerçek iman ile mümkün olur. Özellikle ölümü düşünmek, dünyadaki varlığının Allah'ın kaderde belirlediği bir vakitte son bulacağını ve sonsuz hayata geçişin her an olabileceği gerçeğini kavramak akılda bir netlik oluşturur. Çünkü ölümle birlikte, o güne kadar değer verilen, çok önemli olduğu zannedilen üzerinde uzun zaman harcanan pek çok dünyevi konu anlamını yitirir. Ölümü düşünmenin getirdiği bu imani ciddiyet ile cennet ve cehennemin yakınlığı daha iyi anlaşılır. Ahiretin yakınlığı, dünyanın yalnızca bir imtihan yeri olduğu daha derin bir anlayışla kavranır. İmanı gereği gibi kavramayan insanlar, dünya hayatında ölümü ve ahireti bulanık bir bakış açısıyla değerlendirirler. Ancak ölümle karşılaştıklarında bu bulanıklık bir anda çok keskin bir netlik kazanacak ve ahiretin gerçekliğini tüm açıklığıyla kavrayacaklardır. Ölüm anında kazanılan bu keskin kavrayış, Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Devamı için tıklayınız.

Bu Sayıdaki Diğer Makaleler
|